It look's like you don't have Adobe Flash Player installed. Get it now.
HASBIHAL (HATİCE) Gülperi ŞİMŞEK
Yolculuğum devam ediyor, gidiyorum yine uzaklara; bilmediğim köşelerime, açılmayanlara.
Ayazdan üşüyen bedenim, ay ışığı ve yıldızlar, keskin soğuk, kar kaplı her taraf.
Sağımda ve solumda yükselen binalar.
Sessizlik, keskin ve yakan sessizlik. Ve ben; erimiş karların ayazdan sertleşen buzların üzerinde bir yolcu.
"Ağustos sıcağında eksi derecelerdeyim
Donuyorum…
Gittikçe buz tutuyor bedenim
Hani yavaşça canın bittiği ölüm soğukluğunda…
Donmuş ellerim, ayaklarım,
Donmuş mantığım, kaybolan düşüncelerdeyim.
Bu yürek,
Her şeye inat yaşamak umudunda…
Hani diyorum sussa evren, bitse yaşam.
O kadar sessiz ki ortam; nefesim ve ayak seslerimden başka bir şey duymaz oluyorum.
Sonsuzluğa yürürken, beni de aşan bir duyguya doğru ilerliyorum.
Bu yolu aşmayı herkes göze alamaz.
Bana biçilen zamanı doldurdum ve görevimi yerine getirdim, geriye kalan geniş zamanı böyle değerlendirmeye çalışıyorum.
Bereketli akan suların, maddiyatın merkezi olan bu yerdeyim. Kendimden emin ve güçlü bir havam var.
Issız ve bucaksız hayatımın bu bölümünde yanımda ne yol haritam, ne de önümde bir iz var.
Yumuşak, uysal, her şeyi silip süpüren halimden hiç kimsesin haberi yok.
Karın ve soğuğun altında tabiat sürekli sekil değiştiriyor, yavaş ve hissedilmez bir değişime uğruyor.
Engelleri, vadileri, tepeleri ve rüzgârı var.
Elimde ayazın rengi, burnumu sızlatan derinlik.
Ve simdi 2009 yılının sonunda, geçmişteki gibi yalnızlığımın buzları üzerinde yürüyorum.
Uzak mesafede; dağılmış duygularımın toplandığı yerde, mekânımız vardı.
Gökyüzüne dayanarak konaklamış, yıldızların altında gecelemiştik.
Denizin dalgasında, ritmik türkülerin esliğinde yemek yemiş, kısmetimize kalanla nasiplenmiştik.
Tuzlu sulardan sonra, tenlerimize sürünen ılık rüzgâr, portakal rengindeki güneş, iki dağîn arasında, böceklerin sesinde yolculuklar.
"Hani diyorum bir daha hiç sevmesem,
Olanı derin mezarlara gömsem yüreğimde
Biter mi acım, hasretim, özlemim
Biter mi noktalasam her şeyi…
Hani diyorum, hep kıştayım gelmiyor bahar
Çiçeklerim kelebeklerim yok, kar altında dallarım."
Ve, yüreğimin susuzluktan kuruyan dimağına damlayan su nasılsa; kaygıdan ve gelecek korkusundan uzak.
Ellerim, yüzüm ve ayaklarımdan başlayan suyun serinliği, cılızlaşan duygularımdaki hayat mucizesi.
Sanki bir güç beni çekiyor. Kendimi geri alamıyorum.
Hüznün uykusundan uyanıyorum. Gittikçe daha canlı ve hızlı. Kıpırtıların dirilişini yasıyorum.
Eşsiz görüntüler esliğinde, doğanın kokusu,
Dalgaların kumsaldaki kolları, çekingen ama karşı koymak istemediğim ses.
Küçük ama gerçek bir yasam. Hazların tatlı sarhoşluğuyla kasılıp toplananlar, düşkünlükler.
Hayat, az önce ölü sandığım hayat. Bir damla suyla tüm gövdeye dalga dalga yayılan zafer.
Gizlenmiş tutkular ve hazların erimiş hali.
Kendi içindeki devin büyüklüğü, görkeminde, farkındalık.
"Kuruyan köküm, kemirilen gövdem var bana kalan
Her daim yok olmaktayım…
Kanım çekiliyor ayaktan başlayan soğuklukla
An be an yakın ölümün nefesi
Adındır son sözüm son nefesimde
Sevda hasretliğinde ölmekteyim…"
Her seferinde ayni şeyleri duyumsarsınız,
Ona ulaşmak ve yasamak zor ve çetin bir yoldur.
Sürpriz; bulmayı dilediğiniz bir define, sevdiğinizden armağan gibi.
Hep aşina yasarsınız ona, yinede her seferinde şaşar, sevinirsiniz halinize.
Bütün kasvetiyle, ağırlığı gördüğünüzü sanırsınız ve yeniden nefes almaya baslarsınız.
Biraz önceki dikenli yollar, boşluk, engellerle dolu vadiler, tepenizde uçuşan akbabalar kaybolur aniden.
Bir yudum daha nefes alırsınız. Ve sorarsınız kendinize; nereden, nereye?
Hayat; beklenmedik şekilde devam eder. Manzaralar değişmez, anlatılmaz kokusu portakal çiçeklerinin.
Bazen uçsuz bucaksız derya, tepeler ve kayalar, vadideki ırmaklar, dikenlerin arasında uçan uğur böceği.
Bazen bir köy evi, ceylanların ayak izlerini görürsünüz bazen
Çöllerin ve tepelerin ardındaki yemyeşil vadi,
Kana kana içtiğiniz âşıklar tepesindeki pınarın suyu,
Akasya ağacı, iğde çiçeklerinin kokusu,
Ruhumuzun kuraklığını gidermek icin dinlediğimiz melodi,
Cumbalardan seyrettiğimiz incir ağacındaki salıncak.
Yayladaki çadırlar.
Hayalet gibi kaybolur aniden.
Gecenin sessizliği, emer, içine alır sesini, yankısız kalırsın.
Ve evimin kapısındayım, bildik, tanıdık.
Kapıyı arkamdan kapatıp dünyama geri dönüyorum.
Yazan.......................................................Gülperi ŞİMŞEK
Seslendiren..............................................Mehmet KURNAZ
- Yorum yazmak ve yorumları görebilmek için giriş yapın veya kayıt olun


